Blog Kategori

Merhaba Elif Ada'nın Annesi

Merhaba Elif Ada’nın Annesi,

Adım Şeyda, 29 yaşındayım…

Ben VAZGEÇİLMİŞ bir bireyim… Ailem beni başka bir aileden evlat edinmiş … Ben o ailenin 9. çocuğuymuşum… Kahretsinki 9…

Annemin babamın çocukları olmuyormuş ve hem çocuk esirgeme kurumuna hem de etrafa duyurmuşlar… Bir tanıdık vasıtası ile beni VAZGEÇİLMEYE hazır beni duymuşlar ve ben 9 günlükken beni görmeye ve aileyle görüşmeye gelmişler. Aile V-E-R-M-İ-Ş beni. Fakirlermiş, babaları amaymış vs…

Her şey bir yana benim neyimden vazgeçmişler, niye beni bırakmışlar, ne zararım olabilirmiş bilmiyorum ama benim canımdan öte sevdiğim, her şeyim yaşam kaynağım olan anneme babama vermişler… İYİ Kİ DE BENİM AİLEM OLMUŞLAR, İYİ Kİ DE BEN ONLARIN CAN PARÇASI OLMUŞUM…

Sonrasında annem beni kucağına almış ve bir daha hiç bırakmamış… Beni aldıktan sonra ertesi gün çocuk esirgeme kurumundan haber gelmiş “bir kız çocuğu sizi bekliyor” diye… Babam anneme haber bile vermemiş “bizim kızımız oldu, onu kucakladık, kokusunu aldık, onu bırakmayız” demiş ve teklifi geri çevirmiş… İsmimi ilk heyecanla Şeyda koymuşlar, sonra annem babam görevdeyken ansızın değiştirmiş:)

Ben şu an 29 yaşındayım, 28 yaşında öğrendim gerçekleri annemden… Annem anlatırken bayıldı ben onu sakinleştirdim ve sonrasında yaşadığım şoku anlatmama gerek yok herhalde...

Annem gerçekleri anlattıktan sonra olaylar çok hızlı gerçekleşti ve ben istemediğim halde geldiler benden önce doğan, büyük, kocaman, tanımadığım insanlar… Sarılmak istediler annemin arkasına saklandım… Sanki 3 yaşındaydım o an… Beni alıp götürecekler diye ödüm koptu… Annem bana bunları neden anlattı, benden bıktı artık geri mi vermek istiyor diye çok düşündüm… Kocamanım evet, yetişkinim ama duygularımın arasında küçücük bir ben varım… 1 senedir her gün kendimden kaçıyorum… Ama yolun sonuna geldim… 29 Mayıs 1986 Cuma günü beni verdikleri günmüş.

Ve tesadüf bu ki bu sene de 29 Mayıs Cuma gününe denk geldi… Gidecektim… Onları görmeye, belki de hesap sormaya hiç mi hiç hazır olmadığım halde… Eminim ki 29 Mayıs Cuma günü tesadüfüne ise bu anlamı yükleyen sadece bendim…

Annem ve babam bilmeyecekti gittiğimi çünkü onların üzülmesini, kafalarında “neyi merak ediyor kızımız” ya da “biz neyi eksik yaptık” sorularını yaşasınlar istemedim…

Ama GİTMEDİM… Niye Gidecektim? Ne mi diyecektim??

İç hesabımı kapatmaya ve hesap sormaya… Evet ilkin böyle düşünüyordum. Çünkü beni terk eden birileri vardı karşımda ve hesabını sormalıydım, onlar ya da ben ölmeden… İşte bıraktığınız, terk ettiğiniz ben diyecektim hatta belki daha fazlasını söyleyecektim… Belki bağırmayı, etrafı yumruklamayı hak ediyordum kendimce… Kimseyle konuşamadığım, bağıramadığım sessiz çığlıklarımı kusacaktım onlara… Vazgeçilmişliğimin en ağır bedelini ödetecektim onlara… Haklıyım kendi hesabımda… Öyle terk edilmez böyle edilir diyecektim…

Onlar kimdi ki beni terk edecekler, düşündükçe deli olmamak içten değildi… Ya annem, babam kötü insanlar olsalardı. Ya babam içkici, her gün beni döven ya da sapık biri olsaydı… Ya beni SEVMESELERDİ… Ya KOCAMAN, SICACIK yürekli insanlar olmasalardı… Peki annem, babam beni almasalardı, beni cami avlusuna mı bırakacaklardı… Evet bunlar olabilirdi ve ben bunların hesabını sorup, onlara cehennemi bu dünyada kendi ellerimle yaşatmalıydım…

Hatta öfkem bana dedi ki; git ve burunlarından fitil fitil getir, her yeri, her şeyi kır dök, ağzına geleni söyle bu senin en doğal hakkın… Çünkü onlar nefes almayı bile hak etmiyorlar, evladından vazgeçebilen biri yok olmalıydı…
Öfkem, nefretim o kadar büyüktü ki baş edemiyordum. İstiyordum ki ben tekmeliyim, çırpınayım, onlara işkence edeyim ama haklıyım ya kimse bana dur demesin… Ateşi atayım ve karşılarına geçip sadece seyredeyim… Evet resmen bunu istiyordum… Ne yani onlar da öyle yapmamışlar mıydı? Hatta bilmedikleri bir ateşe atarken 29 yıl boyunca seyretmemişlerdi bile…

Ama bu ben olamazdım. Kendimi artık tanıyamıyordum, çünkü ben kimseyi incitemezdim, zarar veremezdim ki… Hem ailem bana böyle öğretmemişti ki… Kimseyi kırmamayı, incitmemeyi, üzmemeyi eğer haklıysam başka yollarla ifade edebilmeyi öğretmişti… Hayır başaramıyordum, bu intikam alınacaktı!

Öte taraftan isyanlarım vardı! Allahım neden bu bendim! Niye benim başıma gelmişti? 9 çocuk yaparken akılları neredeydi? Benim günahım neydi? Cahilliğin bedelini ben mi ödeyecekmişim gibi binlerce isyanlar…

Çünkü ben çok geç öğrendim, 28 sene sonra…

İsyanların boyutu da yaşla beraber büyüyor sanırım…
Dünya başıma yıkılmıştı; düşünsenize 28 yılın her bir saniyesi yalan… Sen “ben nasıl doğdum ve hangi hastanede anne” diye sorularına verilen cevaplar bile yalan…

Öğrendikten sonra yalan dünyanla gerçekleri birleştirmeye çalışıyorsun; YAPAMIYORSUN… Yapamadıkça da soru ve isyanların böyle büyüyor işte… 1 sene boyunca konu hakkında hiçbir şey konuşmadım; annemler kırılır, üzülür diye her şeyi, her sorumu içime attım ve bir gün geldi testi kırıldı. İçinden öfke, nefret, kin çıktı…

Ve ben bunları sırtlayıp gitmek üzereyken resmen bir mucize oldu… Dünyama, kapkaranlık dünyama bir melek indi, elimden tuttu, benimle yürüdü, benimle düşündü, benimle çare aradı ve beni asıl beni bulmama yardımcı olup büyümemi, olgunlaşmamı sağladı…

O melekle tanışıp, büyürken öfkemi kenara koyup, düşünmeyi öğrendim en başta… Herkesi tek tek düşündüm objektif olmaya çalışarak...

BİYOLOJİK AİLEYE,

Siz sadece doğumuma sebep olan 2 insansınız… Evet kabullendim artık zor olsa da; benden VAZGEÇMİŞSİNİZ… Zor şartlar altında, belki de sağlıksız verilen bir kararla benim için en iyisini, en mükemmelini yapmışsınız… Sizler için de kolay olmadığını düşünmek istiyorum... Öğrendiğimden bu yana geçen 1 yıllık süreçte ben içimden binlerce soru sorarken, siz kim bilir kaç milyon soruyu cevapsız bıraktınız bunca yıl…

Eğer siz olmasaydınız BEN bugün olmazdım, eğer siz zor ve sağlıksız şartlar altında beni vermeyi düşünmeseydiniz, annem ve babam evlat yetiştirme duygusunu, anne-baba olabilme duygusunu tadamazlardı…
Bugün bensiz kalırdı, ben de mükemmel aileden yoksun kalırdım…

Ben içimdeki size olan öfkemi bir melek sayesinde bastırabildim ve sizi zor da olsa affetmeyi öğrendim ve hala öğreniyorum… Siz de bileceksiniz bir gün sizi affettiğimi bizzat yanınıza gelip söyleyeceğim… Neden, niçin diye soracağımı zannettiğiniz soruların hiçbirini sormayacağım çünkü bu dünyada her şeyin bir nedeni ve niçini olduğunu öğrendim zaten… Bu nedenlere, niçinlere sebep olduğunuz için ŞÜKREDİYORUM ALLAHIMA…

ANNEME, BABAMA;

Yıllarca beni beklediniz değil mi anne-baba?

İşte geldim kucağınızdayım artık… Her anımızı beraber yaşadık, ben ağladım siz koştunuz, hastalandım başımda beklediniz ve hatta benim yerime hasta olmayı dilediniz, ben düştüm siz kaldırdınız, düşmemeyi öğrettiniz ya da düşünce kalkabilmeyi, ilk kelimelerimi heyecanla beklediniz… Biliyorum ağlamama hiç kıyamadınız… Küçücük dünyamda kocaman siz vardınız hep; “KAHRAMAN” babam, “HERŞEYİ BİLEN” annem… Beni büyütmediniz sadece bir hamur gibi yoğurup, YETİŞTİRDİNİZ…

Büyüdüm, yetiştim sizin kollarınızda, sevginizle, kocaman, sıcacık kalbinizde…Ergen oldum kendimle kavga halindeyken sizi de çok incittim…Biliyorum siz beni çoktan affettiniz…Çünkü siz beni biyolojimin çok ötesinde sevdiniz. Ben büyüdüm, okudum ve çalışıyorum ama hala sizin minnak kızınızım…

Sizin yıllar boyu söyleyemediğiniz bu gerçeği neden söyleyemediğinizi çok iyi anlayabiliyorum!
KORKTUNUZ, ÜZÜLMEMDEN ÇOK KORKTUNUZ!!

Belki de bizden nefret eder mi diye çok korktunuz…
Korkmayın annecim-babacım ÜZÜLMEDİM… Geçen bu dönemde sorguladım sadece hayatı, yaşananları. O yüzdendi çaresizliğim, içime kapanmalarım, sessiz ağlayışlarım… Şükrediyorum iyi ki siz varsınız…

İnsan dünyaya gözlerini açarken ne olacağını, neler yaşayacağını tayin edemiyor. Ben yine ben olarak doğsaydım ve bu sefer seçme hakkım olsaydı, gene annem-babam olmanızı isterdim…

Sana yaşatamadığım tek bir şeyi yaşatmak isterdim annem; güzel yüreğinde büyüttüğün beni, bir de karnında büyütmeni. Biliyorum sende bunu çok isterdin. Hatırlıyor musun annecim beni evlat edindiğinizi söylediğin ilk gün söylediğim ilk şey neydi? (28 yaşında olmama rağmen).
- Ben senin karnına girmek istiyorum… diye çırpınarak ağlamıştım… Sen de elinden gelse beni içine sokarsın bundan hiç şüphem yok…
Şimdi neyi öğrendim ama anne biliyor musun! Kalpte, sıcacık, şefkatle bir yürekte büyümek daha yüce bir oluşummuş…

Babamın ilk defa böyle ağladığına tanık oldum. Bir süre bocaladığım doğru ama YEMİN EDERİM size olan sevgimi de sizin bana olan bağlılığınızı, sevginizi de sorgulamadım. Neye uğradığımı şaşırdım, dünya sanki benim, bizim başımıza yıkılmıştı. Sonra kendime geldim ve “sizi üzdüğümü” fark ettim. Oysa siz benim bir gülüşüme ömrünüzü verirken ben neye, niçin üzülüyordum ki…

Çok uğraştım bu dönemde benden nefret edin diye, bakalım beni bırakacak mıydınız?

Ama siz beni bırakmazsınız ki hiç!

Sen anlatmıştın anne;
Onca yıl beni bekleyişini ve ben size verildikten sonra kucakladığın gibi ayağında topuklu ayakkabılarla yokuş aşağı olan yolda arabaya doğru hızla gidişini, bir an önce evimize götürme arzunu... Eve geldiğim andan itibaren ki bayram havasını, misafirlerimizi, beni yıkayışını, babamın eksiklerimi almak için oradan oraya gidişini… O nasıl değerli bir bekleyiş, nasıl bir özlem ve en değerli kavuşma anı benim nazarımda…

İşte budur annelik! Hamilelik süresince anne adayı ( eğer bir engel olmazsa) 9 ay 10 gün sonra bebeğine kavuşacağını biliyor ama siz bizleri yüreklerince büyüten annelere sesleniyorum:

Sizler bizim ne zaman kucağınızda olacağımızı, cinsiyetimizi bile bilmeden süresi belli olmayan bir doğuma giriyorsunuz. Apansızca giriyoruz hayatınıza ve sonsuz bir yürekle seviyorsunuz, emek veriyorsunuz… Emin olun ve hiç korkmayın bizlerde sizleri çok seviyoruz; karşılıksız, koşulsuz-şartsız sevmeyi siz öğretiyorsunuz bizlere çünkü 

En büyük hayalim bir gün çocuk sahibi olmak… Bir ameliyat geçirdim ve bir tane daha geçirmem lazım ancak çok büyük ihtimalle göğüslerimi kaybedebilirmişim… Öyle ağlamıştım ki çocuğum olacak bir gün ve ben onu emziremeyeceğim diye… Tabi bu ağlayışlarım ne zamandı? Annemin bana nasıl sahip olduğunu bilmeden önceydi… Şimdi hiiç üzülmüyorum hem ben annem gibi anne olmak istiyorum…

Ayrıca; KORKMAYIN! Çocuklarınıza evlat edindiğinizi, her çocuğun anne karnında büyüyemediğini ama onları kalbinizde büyüttüğünüzü, koşulsuz-şartsız sevdiğinizi ve onlarında böyle doğduklarını ve evladınız olduğunu anlatın yaşlarına uygun şekilde… Her çocuğun kendi doğum hikayesini merak etmesi kadar doğal bir durum yok… Onun doğum hikayesini gerek resimleştirerek, gerek hikayeleştirerek çocuğunuzun yaşı, soruları doğrultusunda eksiksiz ve yalansız olarak anlatın… Ama bir an önce, geciktirmeden…

Gelecek sorulardan, yaşanacak kafa karışıklığından KORKMAYIN! Her geçen gün çocuğunuza yansıtmadığınızı sandığınız içinizdeki bu sır sizin de insan oluşunuzdan ve duygularınızın sizi kemirip durması anlamına gelir ve hem sizin hem de çocuğunuzun hayatından çalınan huzurlu dakikaların kaybolması anlamına gelir… İyisi mi siz melek anneler, kahraman babalar bu işi erteleyip sizin ve çocuğunuzun hayatından çalmayın…

Yaşanacak en güzel günler dileğiyle…