Blog Kategori

Kalbimizde Döllenen Mutluluk - 2 ( Yazan : Ayışığı )

Ben çocukları hep çok sevdim. Küçüklüğümden bu yana. Evlendiğimiz zaman aradan 1 yıl geçince çocuk sahibi olmaya karar verdik. Erken yaşta yapılan bir evlilik de değildi. Bir an önce Anne olmak istedim eşimde Baba… Toplumumuzda belli bir yaş gelince evlenilir, bir süre sonra çocuk yapılır, sonra ikinci, üçüncü çocuk yapılır. Öyle olması gerektiği içindir birçok kişi için.

Birçok kişi Anne-Baba olup olmak istediklerini çok düşünmezler bile… Ben hep Anne olmak istedim. Bir çocuğun annesi olmak. Onu sevmek istedim, öpmek, koklamak… Onu bildiklerim doğrultusunda iyi ve mutlu bir insan olarak yetiştirmek istedim. Öğrendiklerimi onunla paylaşmak, hayatı doyasıya yaşayan ve yapmak istedikleri doğrultusunda yüreklendirmek istedim.
Ve içgüdüsel olarak sevginin bu boyutunu da yaşamak istedim. Bana sarılsın, anneciğim desin… bir çocuk sevsin, öpsün beni… bu kadar işte… sadece bu…

Sonra bizim hayatımızın öyle pek de kolay geçmeyeceğini anladık. Sorunlar arka arkaya geldi. Tüp bebek denemelerine başladık. Bu süreci sadece yaşayanlar anlayabilir. 1 aşılama, 7 tüp bebek tedavisi, 5 ameliyat, 1 hamilelik, 2 zorunlu kürtaj… yüzlerce iğne yedim, 14 kez anestezi aldım, onlarca ultrason… o masalarda yatmaktan ruhum yerinden söküldü.

Yaşamak istemediğim günler oldu. Ağlamaktan içim kurudu.. bazen gözyaşlarım akmadan ağladım, bazen yorganların altında bağırdım.. .bazen koşarak kaçmak istedim, nereye olduğunu bilmeden… yok olmak istedim bazen…

Yeni şarkılar yazdım. Hüzün dolu…

Sokaklarda, mağazalarda, yerde, gökte sadece bebekleri gördüm. Hamile kadınları gördüğüm anda kafamı çevirdim, hamile arkadaşlarımı görmek istemedim. O bebekler doğup bir süre geçince o çocukların hepsini deli gibi sevdim. Onlarca bebek hediyesi aldım, bebek görmeye gittim…

Bir mağazada dolaşırken bebek arabasının içinde yatan bebek gördüğümde gözlerimle sevdim onları, kucağıma aldığımı, ,kokladığımı hayal ettim… ne olur bir kere kucağıma alsam keşke dedim. Ama hiçbirine dokunmadım.

Bu hasreti de sadece yaşayanlar bilebilir. Hiç bir şeye benzemez. Hayatımda birine ait bir mala, eve, arabaya eşyaya imrenmedim veya benim olsun diye düşünmedim. Ama evlat sahibi olmak isteyip olamamak gerçekten üstesinden gelinmesi çok zor bir duygu.

Bazı kişiler çok sevmez çocukları, zaten illaki bu dünyada çocuk sahibi olunması gerekir diye bir durumda yok… ancak içinde o duygu varsa onu bastırmak çok çok zor.

Böyle böyle hastanede geçti yıllarım. İşimden ayrıldım. Mesleğimi bıraktım. Tüp bebek tedavileri, ameliyatlar çalışırken beni çok yıpratmıştı. Dayanacak ne ruhen ne bedenen gücüm kalmamıştı. Belki çalışmadan denemeler yaparsam daha rahat olur diye düşündüm.

Bu düşüncelerimde katlanarak boşa çıktı. Tüp bebek tedavilerinden sonra o sonucu öğrenmek için beklerken ömrüm tükendi. Tabi bu arada sadece kendi tarafımdan anlatıyorum. Eşimde farklı şekillerde yaşadı bunu… Az ağlamadık. O sonuçları öğrendiğimizde tek başımıza sustuk, sustuk,s ustuk… saatlerce sustuk… o içine attı… ben daha çok dışıma vurdum. O sabahları işe gidip kafasını dağıtırken ben evde hayata küstüm. Kimseyi görmek istemedim. Kimseyle konuşmak istemedim. Öyle boştu ki her şey. Dünyaya dair hiçbir şey duymak istemiyordum.  

Çok büyük bir sınavdı bu. Hayatım için, evliliğim için, benliğim için…sınıfta kalmaktan çok korktum. Bir yanım tevekkül ederken bir yanım isyan ediyordu.

Aslında bu hayatın kendisiydi. Dünyaya boşuna gelmiş olmamalıydım. Öylece hayata gel, ye iç, her şey güllük gülistanlık olsun!!! Sonra öl git…

Acılar yaşama dair, üzüntüler, sevinçler, yokluklar, varlıklar…Hepimizin sınavı farklı. En çok neye karşı zaafın varsa onunla sınanıyorsun. Benim en büyük zaafım buydu. Çocuk…

Çünkü ben teyzemin çocuğu olmadığı için yıllarca bu üzüntüyü farklı bir şekilde yaşamıştım. Aramızda 10 yaş fark vardı teyzemle… Çok üzülürdüm. Hatta bir gün “Bana bir güç verilse ve tek bir dileğin var denilse bilin bakalım ben ne cevap verirdim. “Teyzemin çocuğu olsun!”

Uzun yıllar boyunca da “teyzem buna nasıl dayanıyor “ diye düşünmüştüm. Düşündüklerimize dikkat etmemiz gerekiyor:) Elbette ki benim yaşam döngümde bu sorumun cevabı var olacaktı. Ben bununla nasıl baş edileceğini öğrenecektim.

Benim üzüntüm artık beni aşıyordu. Durmuştum ben öylece… Bunun bir tesellesi yoktu. Tedaviler olumlu sonuçlanmıyordu. Her şey iyi gidiyordu ama sonuç hep olumsuz.

Öyle derin bir hüzne boğulmuştum ki ne kadar mutsuz olduğumu gören eşim bir gün bana “ Senin için hayat sadece çocuk mu? Sen çocuk için mi evlendin benimle “ dedi.

Sorunun cevabı çok basitti. Tabiî ki “hayır” Bu bir aşk, sevgi evliliği idi. Ama çocuğun olmaması da beni çok mutsuz ediyordu. Yerine bir şey koyamıyordum çünkü.

Eşim” çocuğu olan herkes çok mu mutlu sanki? “ dedi.

Bunun cevabı da “hayır”dı… Değildi elbette. Mutluluk tek bir koşula bağlı değildi.

Ben şanslıydım bu konuda. Eşimin bu şekilde düşünmesi elbette ki bir şanstı. Ama içimi nasıl susturacaktım. Tedavilere devam edecektim pes etmek yoktu …

Bu arada televizyonda evlat edinme ile ilgi bir programa denk geldim. Bu konu bir iki hafta programda yer aldı. Konukları hikâyeleri ağlayarak seyrediyordum.

Akşam eşime anlatıyordum. “Şöyle biri geldi, böyle bir hikaye vardı” diye.

Eşim “bizde başvuralım, bir bebek evlat edinelim” dedi.

“Olabilir” dedim.

“Ama nasıl olur?” dedim.

”Olabilir mi? “ dedim.

 “Bilmiyorum” dedim.  

Bir dolu şey söyledim.

Diğer günlerde eşim “ Nasıl başvuruluyor baktın mı ? “ diye sordu.

Ben başladım araştırmaya. Ona okudum şartları, nasıl başvurulduğunu…

Aradan biraz daha zaman geçti. Eşim “Aradın mı? Bilgi aldın mı? “ dedi.

“Bilmiyorum yaaa nasıl olacak bu iş, yapabilir miyiz ki bunu “dedim. 

“Ara öğren nasıl başvuruluyor hadi “dedi.

Açıkça söylemek gerekirse biz bu kararı alırken ailelerimize danışmadık. Sadece böyle bir şey düşündüğümüzü söyledik. Eşimin ailesi çok olumlu yaklaştı. Benim annem yaşadığımın durumun gerçekliğini tam kavrayamadığından, daha doğrusu kabul etmek istemediğinden çok sıcak yaklaşmadı. “Nasıl olacak? Başkasının çocuğunu sevebilecek misin? Boş verin yaşayın hayatınızı… çocuk olunca ne oluyor, dertlerinden başka bir şey yok “ dedi.

Şimdi Annemin kızıma olan sevgisini anlatamayacağım “Nene” “nene” diye etrafında dolaşırken mest oluyor. Bir dediğini iki etmiyor. Babam deli divane oluyor. Bizim aile Anadolu kültüründen geliyor. Çocukları torunları severken “kurban olayım” diye severler. İşte Babam Annemde öyle seviyorlar. Seni veren Allah’a kurban olayım” diyorlar. Onlar için ailemizin Uğur böceği kızımız…  Oysa Annemin bu konudaki kararımızı söylediğim zamanki yaklaşımları ne kadar üzmüştü beni.

Zaman zaman Annem çocuğu olmayan ve genç yaşta vefat eden teyzem için “keşke O da evlat edinseymiş” diyor. Ama ben eminim ki teyzem etrafındaki insanların yaklaşımları ve düşüncelerini çok önemsediği için; O’na yıllarca bir bebek evlat edinmesini söylediğim halde bu fikre hiçbir zaman ısınamamıştı. Sevemeyeceğinden korkuyordu. Tamamen önyargıydı bu. Oysa sevememek ne demek… Deli divane oluyor insan. Tırnağının ucuna dünyayı değişmezsin, bir dakika düşünmez canını verirsin.

Şunu söylemeliyim ki bu konuda tek önemli şey sizin ne düşündüğünüz… Çünkü kapınızı kapatıp mutsuz olduğunuzda kendinizle ve eşinizle baş başasınız. O mutsuzluğu yaşayan sizsiniz… Şimdi kapımı kapattığımda bu mutluluğu yaşayan da biziz…

Eşlerden birinin istekli olması diğerinin isteksiz olması da aynı şey aslında. Bir kadının “anne” olma, bir erkeğin de “baba” olma hakkını kimse kimsenin elinden almamalı diye düşünüyorum.

Bu konu ile ilgi yaşadığım bir an’ı paylaşmak istiyorum…

Yine bir tedavi süreci içinde hastanedeyim. Kan vermek için sıra bekliyorum. Yanımda da iki kadın oturuyor. Belli onlarda tedavi olmak için gelmişler. Konuşuyorlar ve bir espiri yaptılar ve güldüler. Gayri ihtiyari bende güldüm. Sonra biraz sohbet etmeye başladık. Bana sorular sordular. Kadınlardan biri 3.kez tüp bebek tedavisi olmak için gelmiş. 2. tedavisinde hamile kalmiş ve sonra bebeği kaybetmiş. Sonrada bunalıma girmiş ve 5 sene psikolojik tedavi görmüş. 5 yıl sonra tekrar tedavi olmak için gelmiş. O sırada da biz uzun bir süre önce başvurmuş ve evlat edinmek üzere bekliyorduk. Bende biraz bahsettim olanlardan ve bu kararımızı bir bebek evlat edineceğimizi söyledim.

Kadın bana” ben de isterdim ama benim eşim kesinlikle istemez ki” dedi. Sonraları o kadını çok düşündüm. Ne oldu acaba? Zaten yıllarca kendini toplayamamış, anladığım kadarı ile bir çevre baskısı da görüyordu. Ne üzücü diye düşünmüştüm. Kadın bu şekilde çocuk sahibi olamazsa kim bilir daha neler yaşayacaktı. Diliyorum ki isteğine kavuşmuştur. 

Neyse eşimle bu konuşmalar üzerine ertesi gün Sosyal Hizmetleri aradım. Uygun bir zamanda gelip şahsi olarak eşimle birlikte başvurmamız gerektiğini söylediler. Eşimin uygun olduğu en yakın günde gittik. 23 Aralık 2011 ‘di. Eminönü’nde buluştuk. Çok heyecanlıydık. Cağaloğlu’ndaki binanın merdivenleri dün gibi aklımda. Soğuk bir kış günü, girdik odaya sonradan işlemlerin bir çok aşamasında bize destek olan Müge hanımla tanıştık. Başvurumuzu yaptık. 15 gün içinde hazırlanması gereken evraklarla tekrar oraya gitmemiz gerekiyordu. Evrakları hazırladık ve tekrar gittik. Başvurduğumuz gün sıraya girmiş olduk. Bir kız çocuğu istiyorduk biz. Kalbimizden geçen buydu.

Başvurduğumuz Gün: Aslında kalbimize onun tohumlarını attığımız gündü. Çok mutlu olduk garip bir şekilde. Heyecanlıydık. Sevinç dolmuştu içimiz. Tarifi zor bir şey düştü kalbimize. Bir bebek vardı bizi bekleyen ve bizim beklediğimiz. Bir bebek almak istediğimiz düşünülürse eğer daha doğmamıştı ve muhtemelen bir rahime bile düşmemişti. Biz hiç olmayan bir bebeği almak için başvurduk. Bizim için bir bebek büyüyecekti bir başka kadının karnında, o bebek yuvaya verilecekti ve bize gelecekti. İşte kalbimizde döllenmeye başlayan bebek böyle gelecekti bize.

Ben o gün anne olmaya başlamıştım bile.

Bunun içinde uzun süre beklememiz gerekiyordu. Aslında doğruyu söylemek gerekirse bu bekleme süreci de apayrı bir dönemdi. Çok sancılıydı. Yıpratıcı tarafları vardı. Çok inanılmaz bir deneyimdi. Yaşamın başka bir yüzüydü.

İşte bizim kızımıza kavuşma sürecimiz böyle başladı.

O süreçte birebir görüşmeler ve diğer hazırlanması gereken evraklar hazırlandı. Aradan 6 ay geçti ve Müge Hanım bizim evimize geldi ziyarete. Ben hamileydim. Ama tek düşündüğüm bizim bebeğimiz olsa da, ben bizim diğer bebeğimizi istiyordum. Artık o bizimdi. Bizim hakkımızdı o. Yatıp kalkıp o bebeği de düşünüyordum. Müge hanıma anlattım durumu  “Zamanı gelince konuşuruz, süreç devam etsin” dedi. Kısa bir süre sonra muayeneye kalp atışlarını dinlemek için gittiğimizde kalbinin atmadığını öğrendik.

Üzücüydü…. o kadar…o günleri çok hatırlamak istemiyorum.

Başvurduktan tam 1 yıl 2 ay sonra 1 ay kadar yurtdışına gitmemiz gerekiyordu. Ve biz gitmeden iki gün önce telefon geldi. Sıra bize gelmişti. Bizi davet ediyorlardı dosya görmek için. Karmakarışık duygular içindeydim. Bu kadar bekledikten sonra tam bize sıra gelmişti ve biz gitmek zorundaydık. Ne yapacağımızı şaşırdık. Üzüldüm ama ne gereksiz bir üzüntüymüş çünkü benim kızımın doğmasına daha 2 ay varmışJ

Dilekçemizi verdik. 1 ay sonra geleceğimizi belirttik ve yurtdışına gittik.

Bir sonraki yazımda kızımızla karşılaşmaya kadar geçen zamanı ve nasıl karşılaşacağımızı paylaşacağım.

Hepinize Sevgiler

AYIŞIĞI